04 Mayıs 2009 Pazartesi

Her şey teşvik edilebilir ama LGBTT olmak asla

Hatırlarsanız Lambdaistanbul LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transseksüel) Dayanışma Derneği hakkında Mayıs 2008’de verilen kapatma kararını Yargıtay bozmuş, derneğin şu anda yasalara aykırı olmadığını, “eşcinselliği teşvik ettiği” takdirde kapatılabileceğini belirtmişti.

Günümüzde, cinsel yönelim ve cinsel kimliğinin kişisel bir tercih olmadığı,bir yandan çok sayıda genetik faktörün,diğer yandan doğum öncesi ve sonrasında karşılaşılan metabolik etkenlerin (örneğin hormonların) bir bileşkesi olduğu,bu nedenle basit Mendel kurallarına uymadan bir kuşaktan diğerine aktarıldığı kabul ediliyor.Kısacası 10 yıl önce sanıldığı gibi tek bir "gey geni" yok.(Mustanski,2005)

Sevil Atasoy'un Hürriyet'teki yazısının devamı için burdan...

01 Mayıs 2009 Cuma

1 Mayıs İşçi Bayramı Tarihçesi



Peki Türkiye'de ilk kez 1923'te resmî olarak kutlanmış olan,2008 Nisan'ında "Emek ve Dayanışma Günü" olarak kutlanması kararlaştırılan ve 22 Nisan 2009 tarihinde TBMM'de kabul edilen yasa ile resmi tatil ilan edilen 1 Mayıs nedir?

1 Mayıs 1886'da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Chicago(Şikago)'da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil'de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil'deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park'a girdi.

Bu gösteriler 1 Mayıs'ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs'ta kanlı Haymarket Olayı'na yol açtı.

Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 1889`da toplanan İkinci Enternasyonal'de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada "Birlik, mücadele ve dayanışma günü " olarak kutlanmasına karar verildi.İkinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.Ve böylece bir gelenek kazandı.

kaynak

30 Nisan 2009 Perşembe

Bugün güzel birgün!




Lambdaistanbul'un kapatılmasıyla ilgili iki yılı aşkın süredir devam eden hukuki süreç bugün Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen duruşmada sonuçlandı.

Derneğin avukatı Fırat Söyle'nin bianet'e verdiği bilgiye göre yerel mahkeme Yargıtay'ın örgütlenme özgürlüğüne dayanarak kapatılmaması yönündeki kararını onadı.

Söyle, "Kararın Türkiyeli lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüellerin (LGBTT) sürdürdüğü mücadelenin sonucu olduğunu" söyledi.


*kaynak1

*kaynak2

27 Nisan 2009 Pazartesi

Homofobiye Karşı Buluşuyoruz!



1 Mayıs’tan 17 Mayıs’a, altı şehirde, homofobi ve transfobiye karşı buluşuyoruz.

IV. Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma,
bu yıl, 1 Mayıs Yürüyüşü ile Ankara’da başlıyor;
17 Mayıs Homofobiye Karşı Yürüyüş ile yine Ankara’da tamamlanıyor.

Bu tarihlerde Ankara ile birlikte Buluşma’yı, İzmir, Eskişehir, Van, Diyarbakır ve İstanbul’a da taşıyoruz.


Kaos Gey-Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği, üç yıldır, 17 Mayıs haftasında, Türkiye’nin başkenti Ankara’da, Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşmayı organize ediyor.

Homofobi Karşıtı Buluşma, 2006 yılında ilk kez, dört günlük bir salon etkinliği olarak yapıldı. 2007 yılında ise merkez etkinliklere, başkentin üç büyük üniversitesinde yapılan “Homofobiye Karşı Kampüs Buluşmaları” eklendi.

4. Buluşmaya az kaldı!

2009 Buluşması ise 17 Mayıs haftasını ve Ankara yerelini aşıyor.
Bu yıl Buluşma, özgürlüğün bayramı 1 Mayıs yürüyüşünden başlıyor ve 17 Mayıs Homofobiye Karşı Yürüyüşe kadar devam ediyor. Ankara ile birlikte İzmir, İstanbul, Eskişehir, Diyarbakır ve Van’da da Homofobiye Karşı Buluşuyoruz!

17 Mayıs!

Dünya Sağlık Örgütünün, eşcinselliği, hastalıklar listesinden çıkardığı güne işaret eden 17 Mayıs Uluslararası Homofobi Karşıtlığı Günü, cinsiyet kimliği veya cinsel yönelimlerle ilgili tüm fiziksel, ahlaki veya sembolik şiddetlere karşı eylem ve karşı durma günüdür. İnsanların eşitliği için mücadele eden tüm girişimlere ilham ve destek vererek, hepsiyle koordinasyon içinde olmayı amaçlar.



Ayrımcılığa karşı!

Kaos GL Derneği on yılı aşkın bir süredir ayrımcılığa karşı lezbiyen, gey, biseksüel, trans (LGBT) bireylerin insan haklarının geliştirilmesi yönünde sosyal, kültürel ve akademik alanlarda etkinlikler düzenliyor.

Homofobi Karşıtı Buluşma’da, çeşitli sosyal, politik, kültürel ve akademik alanlarda LGBT bireylere yönelik homofobik ve transfobik tutum ve davranışlar ile maruz kalınan ayrımcılık yurtiçinden ve yurtdışından uzmanların, yazarların, sanatçıların, akademisyenlerin, politikacı ve gazetecilerin katılımıyla ele alınıyor.

LGBT bireylerin, hayatın her alanında homofobik tutum ve davranışlarla karşı karşıya kaldıklarını, sırf cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimliklerinden dolayı ayrımcılığa maruz bırakıldıklarını biliyoruz.

Homofobi probleminin sadece LGBT kişilerin değil aynı zamanda heteroseksüel kadın ve erkeklerin de meselesi olduğu gerçeğinin bilincindeyiz.

Katılımlarınızı bekliyoruz…

Türkiye'deki Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans (LGBT) topluluğunun örgütlenme ve ifade hürriyetinin gelişmesi ve ayrımcılığa uğramamaları yönünde önemli adımlardan biri olan Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma’nın şehirlerde ve kampüslerdeki etkinliklerine katılmanızı ve katkılarınızı bekliyoruz.

Homofobiye Karşı Yürüyoruz!

17 Mayıs Pazar günü Türkiye’nin başkenti Ankara’da Homofobiye Karşı Yürüyeceğiz.
Gelin 17 Mayıs’ta Ankara’da, hep birlikte Homofobiye Karşı Yürüyelim!





/Kaos Gey-Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği/


GMK Bulvarı 29/12, Demirtepe/Kızılay-Ankara

0312 230 0358

20 Nisan 2009 Pazartesi

Pınar Selek için ADALET




“Oyunun kuralıymış, öğrendim. Eğer şifreyi yüksek sesle söylemeye çalışırsan, suçlu ilan edilirsin. Üstelik suçun şifreyi yüksek sesle söylemeye çalışmak olmaz. Tam da senin karşı durduğun, mücadele ettiğin bir tutum sana maledilir. Örneğin bir rahibeysen, fahişelik yapmakla suçlanırsın. Hayatını İslami değerlerin canlı tutulmasına adamış bir insansan, boynuna, içki ya da uyuşturucu tüccarı yaftası asılır. Ya da bir antimilitarist olarak bombacılıkla suçlanırsın. Ve bu öyle kriminal bir tarzda yapılır ki, sen savunmaya itilirsin. Yani bir odağın üzerine yürürken, kendinle uğraşmaya başlarsın. Suçlamalar sürekli tekrarlanır, tekrarlanır... Bunlar iddia biçiminde de verilse, çamur izini bırakır ve herkes sana baktığında bu suçlamaları hatırlar. Artık sen asla eski kimliğini sürdüremezsin. Bir düşünce suçlusu değilsindir. Barış suçlusu da ilan edilmezsin. Savaş örgütü, seni terörize eder ve yeni bir kimlikle milyonların karşısına çıkarır”.

Pınar Selek

Bir yazısında 9 Temmuz 1998 mısır çarşısındaki patlamayı "bundan yedi yıl önceydi. Araştırma yaparken, kendimi birden bir senaryonun içinde buldum. Filmin adı 'mısır çarşısı'ydı. Hani benim küçüklüğümden beri ot aldığım mekan. Hani uğrayıp da içimi rahatlattığım pazar. Sonra duydum ki yerle bir olmuş. Sonra duydum ki pkk yapmış. Sonra duydum ki ben yapmışım.

O sürecin bende yarattığı travmaya hiç girmeyeceğim. ama sonradan bomba patlamadığı ortaya çıkan mısır çarşısı olayının neden böyle bir senaryoya dönüştüğü bugün için sorulması gereken önemli bir soru. mısır çarşısı'nda bomba patlaması kimin işine yarardı?

Pınar Selek okunup feyz alınması gereken bir sosyolog,yazar, kişisel sitesinin haber kısmına göz atmanızı tavsiye ederim.
www.pinarselek.com

ve özellikle de 17 Mayıs 2006 tarihli 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ne verdiği Savunması' na.

11 Nisan 2009 Cumartesi

Cumartesi Gecesi Sineması;Hunger-Gerçek Bir İnanç Hikayesi












































IMDb

Beyazperde

IRA ile ilgili olarak çekilmiş filmde, Bobby Sands’in insanlık dışı muamelelere maruz kalışındaki sertliği adeta yaşıyorsunuz. Diyalogsuz sahnelerin vuruculuğu ile başlayan film, tüm filme yayılan dehşetli gerçeklik duygusu ile izleyeni kavrıyor.

Mahkumların battaniye ve yıkanmama eylemleriyle ilerleyen direnişleri, altı hafta süren açlık grevi ile doruğa çıkıyor. Hayatı mücadele ile geçmiş Sands'ın kendi vücudunu yaşamının son savaş alanı olarak addedmesiyle yaşanan dramatik süreç muazzam bir etkileyicilikle gözler önüne seriliyor.

Filmin etkileyiciliği sadece Sands önderliğindeki mahkumların direniş destanından ibaret değil. Zira hapishane mahkumlar için olduğu kadar gardiyanlar için de tam bir cehennem. Gardiyanların da alt üst olmuş psikolojisini izliyoruz filmde.





















İyi Seyirler

.

29 Mart 2009 Pazar

Mazlumun hayatı, zalimin ölümü



Neden ölüm kötülükleri unutturur? Ölülerimizi hayırla yâd etmenin, hangi siyasi görüşe, hangi inanca sahip olursak olalım, her birimizi içine alan örf ve adetlerimizin bir parçası olduğu söyleniyor. Ölülerini iyilikleriyle hatırlayan bir toplum olmakla övünüyoruz. Kötülükle yüzleşmeyi beceremeyen bir toplum olduğumuz, bize iyi bir duygu vermiyor. Çok normal. Ölülerimizin iyi yanlarını hatırlamak, dahası hatırlatmak istiyoruz.
Ölülerin artık kötülük yapma veya yaşarken yaptığı kötülüklerinden pişmanlık duyma şansı
kalmadığından mı?
Merhum veya merhumeyi ‘iyi’ bilmemizin, yüce gönüllü olmakla bir ilgisi var, mutlaka. Ama, ne kadarı yüce gönüllü olmakla, ne kadarı görünmekle?
Her alışkanlık gibi, yaparken ne yaptığımızı bilmiyoruz ve alışkanlıklarımız bizi, yaparken ne yaptığımızı anlamaktan biraz daha uzaklaştırıyor.
Kuru bir soruya hep bir ağızdan verdiğimiz cevap, soru sormayı beceremeyişimizin kefareti oluyor.
‘İyi biliyoruz’, zaten en iyi bildiğimiz şey de, bu.
İyi bilmekle kalmıyoruz, bu iyiliği her yere sürüyoruz. Köşe yazılarımıza, kahve muhabbetlerimize, manşetlerimize... En kötüsü bunu, bazen susarak yapıyoruz.
Hayatımızı cehenneme çevirmeye kalkanlara bile cennetten yer ayırmakta mahsur görmüyoruz.
Böylece, yüce gönüllü oluyoruz.
Böylece bu topraklarda herkes en sonunda ‘iyi’ olacağını biliyor. Zalim ne yaparsa yapsın, sonunda mazlumun cevabını biliyor.
Katil, maktulün öfkesini nereye bırakacağından haberdar.
Hayata karşı en dayanıksız yanımız hafızamız olduğu için, ölüm karşısında en kolay onu terk ediyoruz. Hafıza edinmenin hiçbir maliyeti olmadığı için, yok pahasına elden çıkartıyoruz.
Aslında hafızamız yok bizim. Görüntü arşivimiz var. O arşivi bile zamana karşı koruyamıyoruz.
O görüntü orada duruyor ama biz onu ne zaman çekmiştik, neden onu oraya koyduk, hatırlayamıyoruz.
19 Ocak tarihli bir görüntü var o kayıtlarda ama hangi yıl çektik ve bir kaldırımda cansız yatan o beden, şimdi bize ne anlatıyor?
Ölümün bütün ölüleri eşitlediğine ilişkin, ancak vahşetle açıklanabilecek bir kayıtsızlığımız var, bizim.
Bir 8 Ekim günü var kayıtlarımızda ama yedi gencin Bahçelievler’de bir evden çıkan cesediyle mi ilgiliydi? Demek zaman, bazı ayrıntıları silmiş, öyle mi?
Bir hafızamız varsa eğer, sadece uyurken değil; yazarken, okurken, kur yaparken, sevişirken, ağlarken, gülerken, her an kurcalanabilecek, her saniye sıfırlanabilecek bir hafıza, bu.
Ölüm, bizden bağışlayıcı olmamızı isterken bu kadar çabuk ikna olmamız, boşuna değil.
Mazlumu yaşatamadığımız için, hayatımızı zalimin ölümüyle temize çekiyoruz.
Ancak bu kadar söyleyebiliyorum.

ERKAN GOLOĞLU

21 Mart 2009 Cumartesi

Magnus Hirschfeld 1868-1935



1897'de,ilk eşcinsel hakları organizasyonu olan The Scientific Committee'yi(Bilimsel Hümanite Komitesi) kurdu.Komitenin üç amacı vardı:Prusya ceza yasasının erkekler arasındaki homoseksüel ilişkileri yasaklayan 175. paragrafını ortadan kaldırmak,kamuoyunu homoseksüellik ve homoseksüeller konusunda bilgilendirmek ve homoseksüelleri hakları için mücadele verme konusunda yüreklendirmek.Hirschfeld'in organizasyonu,bu amaçların ilki konusunda yardım sağlamak için,175. paragrafa karşı bir dilekçe hazırladı.
Dilekçede Albert Einstein,Leo Tolstoy,Emile Zola,Hermann Hesse ve Thomas Mann'ın da bulunduğu,altı binden fazla önemli kişinin imzası bulunuyordu.

kaynak

Eşcinsellerin kurtuluşu heteroseksüelleri de özgürleştirecektir