21 Temmuz 2008 Pazartesi

Salkım Söğüt / Nazım Hikmet




Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat...
Atları rüzgâr...
Atları...
At...

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!

Ağlama salkımsöğüt
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!

1928


Gayet neşeli olduğum bi gün karşılaşmıştım salkım söğütle,ağladım çaktırmamaya çalışarak derinden uzun süre ağladım.Sanırım şiir böyle birşeydi.

2 yorum:

ati dedi ki...

dün "annemden çok şey mi bekledim" dedim içimden ona bakarken, koskoca kadına küçükken benimle oyna dedim. büyüdüm "arkadaşımı kabul edeceksin, aranızda seçim yapmak zorunda kalsam onu seçerim" dedim, zamanında. senin bloguna bir baktım iyice vicdan azabı çektim.

iki üç gün önce erkek arkadaşım, annesi, ben birlikte yemek yedik, eve döndüğümde bir şiir ve şiirin kısa oluşum hikayesini yazdım. ne anlatıyorum anlamamış olabilirsin ama şiirimin adı "salkım söğüde sığınmak", o yazımı şimdi yayınlamadan önce bloglara bakıyordum. seninkine gelince sırıtmaya başladım. bunu anlatıp anlatmamakta da çok tereddütte kaldım. ama enteresan gelir belki sana dedim. bi blogumu ziyaret et istersen :)

saat11igeciyordu dedi ki...

ikimiz için de anne ve salkım söğüt günü oldu demek ki son iki gün:)